Muayene

kol_sarkma_01.jpg

Kol sarkması özellikle kadınların birçoğunu rahatsız eden bir şikayettir. Özellikle spor yapmayan kişilerde, spor yapsa da yaşın ilerlemesi sebebi ile veya fazla kilo alıp veren kişilerde sıklıkla rastladığımız bir durumdur. Bu durumdan çok rahatsız olan ve ameliyat istemeyen kişilerde uygulanabilecek tedavilerin başında ip ile toparlama tedavisi gelmektedir.

Kolun özellikle iç tarafındaki bağ dokusu zaman içerisinde yer çekiminin etkisi, yaşlanma süreci ve fazla kilo alıp verme sürecinde gevşer. Bu gevşeme sonucunda bağ dokusu çatı görevini tam anlamıyla yapamaz ve sarkık bir görüntü ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda radyofrekanslı tedaviler, çeşitli enjeksiyon tedavileri yapılabilir. Erken evre sarkmalarda bağ dokusu bu tedavile ile toparlansa da; ileri evre sarkmalarda bu tedaviler de yeterli olmaz. İşte bu durumda ameliyattan önceki son seçenek; APTOS İp tedavisidir.

Kol sarkma tedavisinde; latince ‘Anti-ptosis’ açılımı olan ve Türkçe karşılığı ‘aşağı düşmelere karşı’ olan APTOS iplerini kullanmaktayım. Bu ipler PLLA yani polilaktik asit ve PCL yani polikaprolakton denilen doku altında eriyebilen maddelerden yapılmıştır. Bu maddelerin en önemli özelliği eriyebilir olmalarıdır. Bu sayede vücutta hiçbir kalıcı yan etkiye neden olmazlar.

İpin amacı, bağ dokusunda yeni ve sağlam kollajen sentezi yapmak ve tıpkı bir kafes gibi sarkan bağ dokusunu çevreleyip sıkılaştırmaktır. APTOS iplerinin üzerinde değişen açılarda çıkıntılar vardır. İpler bağ dokusuna uygulandıklarında, bu çıkıntılar sayesinde dokuya tutunarak sıkılaştırma işlemini gerçekleştirirler. İpler dokuda tutunarak durdukları andan itibaren, çevrelerinde yeni ve sağlam kollajen ve bağ dokusu sentezi oluşur. Zaman içerisinde ipler erirken, yeni oluşmuş kişinin doğal bağ dokusu sayesinde sarkan bölge toparlanmış olur. Ayrıca APTOS iplerinin bir diğer özelliği de, mezoterapi etkisi göstermeleridir. İpler erirken kollajen sentez uyarısı yapan sinyaller verirler; bu sayede dokudaki sıkılık ve parlaklık daha da artar. Yani ip uygulaması sonrası doku hem sıkılaşır, hem de canlanır.

Uygulama sırasında öncelikle çizim yapılır. Özellikle koldaki sarkma düzeyine göre her bir kola uygulanacak iplerin yönleri ve miktarı düzenlenir. Çizim sonrasında lokal anestezi yapılır. Lokal anestezi ince uçlu iğneler ile yapılır. Anestezi yapıldıktan sonra uygulama süresince hasta herhangi bir ağrı hissetmez. Bu açıdan konforlu ve rahat bir uygulamadır. Sonrasında ipler bağ dokusuna yerleştirilir. APTOS iplerinin kola uygulanması ortalama 1 saat sürer.

Uygulama sonrasında ortalama 10 gün kişinin kolunu kullandığı ağır hareket ve sporlardan uzak kalması istenir. Ayrıca işlemden sonraki 24 saat içinde banyo yapılmaması istenir. Bu koşulların dışında kişi sosyal hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

İşlemin herhangi bir yan etkisi yoktur. Olabilecekler; morarma, ödem, kızarıklık, birkaç gün süren hafif ağrı olarak sınıflanabilir.

İp uygulamasından hemen sonra toparlanma görülmesine rağmen, iplerin dokuya uyum sağlayıp kesin etkinin ortaya çıkması ortalama 1 ayı bulur. Bu uygulamanın kalıcılık süresi ise ortalama 2 yıldır.

Kol sarkması şikayeti olan; ameliyat düşünmeyen ve sarkma düzeyi uygun olan kişilerde APTOS İp uygulaması gerçekten çok başarılı bir tedavi yöntemidir. Yöntemin kolay olması, herhangi bir yan etkisinin olmaması ve kalıcılık süresinin uzun olması bu tedavinin en önemli avantajlarıdır. Ayrıca bu tedaviye alternatif olan tedavilere göre çok daha iyi sonuçlara sahiptir. Kol sarkması şikayeti olan ve bundan çok rahatsız olan kişilerin bu tedaviyi listelerine almalarını tavsiye ederim…



Kol sarkması kozmetik olarak rahatsız edici bir görüntüye sebep olmaktadır. Genetik olarak kadınların bağ dokusu ve kas yapısı erkeklere göre daha zayıftır. Bu sebepten dolayı kadınlarda kol sarkmasına daha çok rastlamaktayız. Ayrıca genetik yatkınlık, yaşlanmanın etkisi, yer çekiminin etkisi, fazla kilo alıp verme, hamilelik sonrası, hiç spor yapılmaması gibi faktörler de kol sarkmalarına neden olmaktadır. Kol sarkması sebebi ile güven eksikliği ve askılı kıyafetlerden kaçınma olur. Günümüzde kol sarkması şikayetine yönelik birçok ameliyatsız tedavi seçeneği bulunmaktadır.

Öncelikle; ileri düzey sarkması olan, çok fazla yağ dokusu olan kişilerde yapılabilecek en iyi tedavi; tabii ki ameliyattır. Ameliyatsız çözümler ise, hafif dereceli sarkması olan kişilerde etkili olur.

Kol sarkmasında eğer ki sebep fazla yağlanmaya bağlı bir sarkma ise, bu durumda öncelikle yağları azaltıcı mezoterapi yapılıp beraberinde şok dalga tedavisi yapılabilir. Bu kombinasyon ile yağlar azaltılırken; bağ dokusu sıkılaştırılır ve sarkma belirgin bir biçimde azalır. Bu tedavi protokolünde haftada iki kez hastanın kliniğe gelmesi gerekir. Haftada bir mezoterapi yapılırken; haftada iki kere de şok dalga tedavisi yapılır. Bu durumda:

Kolda ‘Yağlanma + Sarkma’ : Mezoterapi + Şok Dalga Tedavisi

Eğer kişide yağlanma yok ancak bağ dokusundaki gevşemeye bağlı sarkma varsa bu durumda tedavimizi değiştirmemiz gerekir. Gevşemenin düzeyi bu grupta önemlidir. Özellikle genetik ve yaşlanmaya bağlı hafif gevşemesi olan zayıf kişilerdeki seçenek: kollajen enjeksiyonu ve şok dalga tedavisidir. Bu tedavide de hastamızın kliniğe haftada iki kere gelmesi gerekir. Haftada bir kollajen enjeksiyonu yapılırken, haftada iki kere şok dalga tedavisi yapılır.

 

Kolda ‘Hafif sarkma’ : Kollajen Enjeksiyonu + Şok Dalga Tedavisi

Eğer kişide yağlanma yok ve bağ dokusunda ileri düzey gevşeme varsa bu durumda APTOS ip tedavisini yapmamız gerekir. Bu grupta özellikle yaşa bağlı gevşemeler ve fazla kilo alıp vermeye bağlı gevşemeler vardır. APTOS İp tedavisi ile bağ dokusu tıpkı bir kafes gibi sarılarak toparlanır ve yeni kollajen sentezi uyarılır. Bu tedavide hastanın kliniğimize sadece bir kere gelmesi yeterli olur çünkü APTOS ip tedavisi sadece tek seans yapılan bir tedavidir.

 

Kolda ‘Orta düzeyde sarkma’ : APTOS İp Tedavisi

Kol Sarkmasında Mezoterapi

Kol sarkma tedavisinde mezoterapiyi yağ dokusunda artış varsa uygulamaktayız. Mezoterapi ürünü olarak sıklıkla yağ eritici özelliği olan deoksikolik asit, karnitin, fosfoditilkolin, kafein gibi içerikler seçilir. Uygulama bağ dokusundan biraz daha derin olan yağ dokusuna yapılır. Beraberinde bağ dokusunu sıkılaştırıcı ürünler de bağ dokusuna enjekte edilir. Bu tedavi ince uçlu iğneler ile 2 cm de bir yapılır. Tedavinin içeriğindeki maddelere alerji olup olmadığı sorulur. Bu tedavinin allerji dışında herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece uygulamaya bağlı hafif ödem ve morluk olabilir. Tedaviden sonraki ilk iki saat suyla temas edilmemesi yeterlidir. Bunun dışında kişiler sosyal hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. Tedavi haftada bir seans olmak üzere toplam 4 seans uygulanır.

 

Kol Sarkmasında Kollajen Enjeksiyonu

Kol sarkma tedavisinde kollajen enjeksiyonu bağ dokusunu sıkılaştırmak amacıyla yapılır. Bu tedavi sonrasında sarkmaya neden olan bağ dokusu yenilenir ve çok daha sıkı bir kol görüntüsü oluşur. Kollajen enjeksiyonu ince uçlu iğneler ile 2 cm de bir enjeksiyon yöntemiyle uygulanır. Kollajen enjeksiyonunun herhangi bir allerji riski yoktur. Tedavi sonrasında sadece enjeksiyona bağlı morarma, ödem ve kızarıklık olabilir. Uygulama haftada 1, toplam 4 seans olarak yapılır. Uygulama sonrasındaki ilk 2 saat suya temas olmamalıdır. Bunun dışında kişi tedavi sonrasında sosyal hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

 

Kol Sarkmasında Şok Dalga Tedavisi

Şok dalga tedavisi basınç ve ses dalgaları yoluyla etkili olan bir sistemdir. Kol sarkma tedavisinde bağ dokusunu sıkılaştırmak amacıyla yapılır. Bağ dokusu sıkılaşırken yağ hücrelerinin de daha düzenli yerleşmesini sağlar. Şok dalga tedavisi uygulaması yaklaşık olarak 40 dakika sürer. Uygulama sırasında kişi herhangi bir ağrı hissetmez. Uygulamanın bir yan etkisi bulunmamaktadır. Uygulama haftada iki kere yapılır. Uygulama ile aynı gün ağır spor yapılması istenmez. Bunun dışında kişi sosyal hayatına kaldığı yerden devam eder. Şok dalga tedavisinin etkili olabilmesi için en az 6 seans yapılması gerekir.

 

Kol Sarkmasında APTOS İp Tedavisi

Kol sarkmasında APTOS İp tedavisi ameliyattan önce yapılabilecek en etkili tedavi basamağıdır. Bu tedavi özellikle gevşemesi orta ila ileri düzey olan, yağlanması çok olmayan kişiler için uygundur. İp tedavisi ile amaçlanan, sarkan bağ dokusuna destek olmak, yeni bağ doku sentezini uyarmak ve tüm bu etkilerin uzun süre devamını sağlamaktır. APTOS ipleri eriyebilen polilaktik asit ve polikaprolakton maddelerinden oluşmuştur. Bu maddeler bağ dokusunda zaman içerisinde eridiklerinden kalıcı hiçbir yan etkiye neden olmazlar. Uygulama lokal anestezi altında klinik şartlarında yapılır. Uygulama öncesinde iplerin yerleştireleceği bölgeler çizim yapılarak planlanır. Sonrasında hastanın uygulama yapılacak kol bölgesine ince uçlu iğneler ile lokal anestezi yapılır. Bu aşamadan sonra ipler bağ dokusuna özel bir teknik ile yerleştirilir. Uygulama sonrasında morarma, ödem ve kızarıklık olabilir. Bunların dışında herhangi bir yan etki beklenmez. APTOS iplerinin bir diğer özelliği de, erirlerken kollajen stimülasyonu yapmalarıdır. Yani aynı zamanda mezoterapi yaparak yeni bağ doku sentezini sağlarlar. Bu sayede ip tedavisi ile kişinin kendi bağ dokusu sağlamlaşır ve yeni bağ doku sentezi olur. APTOS İp tedavisi sadece 1 seans yapılır . Etkisi en az 2 yıl devam eder. Uygulama sonrasında 10 gün boyunca kişinin ani hareketler ve ağır sporlardan kaçınması istenir. Bu koşulların dışında herhangi bir hareket kısıtlılığı olmaz. Kişi sosyal hayatına kaldığı yerden devam eder. APTOS İp uygulaması kolay olması, klinik şartlarında yapılabiliyor olması, çok etkili olması ve kalıcılık süresinin uzun olmasından dolayı ; kol sarkması tedavisinde altın standart bir tedavidir.

Uygun hastaya uygun tedavi şekli seçildiğinde; gerektiğinde kombinasyon tedavileri yapıldığında kol sarkma şikayeti tedavi edilebilir. Bunun için önemli olan; doğru hasta için doğru tedavinin belirlenebilmesidir.


kok_hucre_tedavisi.jpg

Saç dökülmesi toplumun büyük bir kısmının rahatsız olduğu bir şikayettir. Saç dökülmesi erkeklerde kelliğe kadar giden düzeyde olurken, kadınlarda da saçlarda ileri düzey seyreklik yapabilmektedir. Saç dökülmesinin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu sebepler kadınlarda ve erkeklerde değişkenlik gösterebilmektedir.

Erkeklerde en sık olarak ‘Androgenetik Alopesi (AGA)’ dediğimiz saç dökülme tipi gözlenmektedir. AGA, hormonal ve genetik etkiler nedeni ile erkeklerde gözlenen dökülme tipidir. Bu dökülme sıklıkla ön bölgeden ve bazen tepe bölgesinden başlayarak gitgide ön ve tepe bölgede saçlarda seyrelmeler şeklinde devam eder. En ileri evrede de saçların tamamen kaybı gözlenebilir.

Kadınlarda da AGA görülmektedir. Bu tip dökülmesi olan kadınların da ön ve tepe bölgelerinde saçlarda seyrelme gözlenir. AGA genç yaşlarda hormonal ve genetik sebeplerle başlayabilir. AGA’nın dışında kadınlardaki en sık dökülme sebepleri; stres, mevsimsel değişiklikler, polikistik over sendromu, hipotiroidi ve bazı ilaç kullanımları olarak sayılabilir.

Hem erkeklerde hem de kadınlarda birçok saç dökülme tedavi yöntemi bulunmaktadır. Bu tedaviler arasında medikal tedaviler, mezoterapi, PRP, MezoPRP, Kök hücre tedavisi ve saç ekimi sayılabilir.

Kök hücre tedavisi bu seçenekler arasında saç ekiminden önce yapılabilecek en önemli tedavi yöntemidir. Kök hücre tedavisinin bazı avantajları bulunmaktadır. Özellikle genetik saç dökülmesine yatkın olan kişilerde, dökülmenin erken evrelerinde alınacak saç kökleri, ilerleyen yaşlarda dökülme şiddetlendiğinde de kullanılabilir. Bu nedenle kök hücre tedavisi özellikle genetik dökülmesi olan kişilerdeki en önemli tedavi basamaklarından biridir.

Saç kök hücre tedavisi, tüm nedenlerden oluşan saç dökülmelerine uygulanabilir. Ancak en iyi sonuç gördüğümüz grup; genetik saç dökülmesi olan kişilerdir.

Mevsimsel, strese bağlı olan dökülmelerde tedavi seçenekleri medikal tedaviler, mezoterapi PRP ve mezoPRP olarak belirlenebilir.

Polikistik over sendromu, hipotiroidisi olan kişilerdeki tedavi seçenekleri; öncelikle mevcut endokrin hastalığının tedavisi ve sonrasında medikal tedaviler, mezoterapi, PRP ve mezoPRP olarak belirlenir.

İleri düzeyde dökülmesi olmuş ve kökleri tamamen kapanmış olan kişilerdeki tedavi seçeneği; saç ekimi olmalıdır.

Genetik sebeplerle dökülmesi olan, AGA’sı olan, erken evrede tedaviye başlamak gereken kişilerdeki dökülmelerdeki temel tedavi ise; kök hücre tedavisidir.

Saç kök hücre tedavisinde, kişinin en sağlam olan saç köklerinin yerleşmiş olduğu iki kulak arasındaki saçlı bölgeden, 3-4 mm çaplı saç kök örneği alınır. Ayrıca kişiden bir miktar da kan alınır. Bu kan ve saç kökü; doku mühendislerinin çalıştığı özel bir laboratuvara gönderilir. Kişinin saç kökünün genetiği, kendi kanında hazırlanan özel ortamda çoğaltılır. Çoğaltılan örnek ortalama 1 ay sonunda uygulamaya hazır hale gelir. Kişiye ayda bir toplam 3 seans olmak üzere kök hücre uygulaması yapılır. Uygulama, ince uçlu iğneler ile 1 cm aralıklarla enjeksiyon yöntemi ile yapılır. Kişinin o gün saçlarını yıkamaması istenir. Bunun dışında uygulama sonrasında kişi sosyal hayatına kaldığı yerden devam eder.

Kök hücre tedavisinde, tüm örnekler kişinin kendisinde alındığından; bu tedavinin herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır. Kök hücre tedavisinin en önemli avantajı; alınan köklerin yıllar boyunca laboratuvarda saklanabiliyor olmasıdır. Bu sayede dökülmesi genetik olan kişilerde, genç ve sağlam kökler, yıllar sonrasında güçsüzleşmeye devam eden saçlı deriye uygulanabilir. Bu tedavi sayesinde belki de ileri düzey dökülmesi olabilecek kişilerin dökülme evresi ilerlemeden durdurulabilir. Kök hücre tedavisinin diğer tedavilere olan en önemli üstünlüğü budur.

Kök hücre tedavisinde sonuç 3 seansın sonunda alınmaya başlar. Güçsüzleşen saçlar güçlenir, aktif ancak kapalı olan köklerden yeni saç çıkışı olur ve incelmiş olan saçlar kalınlaşarak çok daha dolgun bir görüntü ortaya çıkar. Ancak kök hücre tedavisi tamamen kelleşmiş bölgelerde etkili olamaz. Bu durumda saç ekiminden başka uygulanabilecek bir tedavi yöntemi yoktur.

Özetle; ister erkek olsun, ister kadın; genetik saç dökülmesi olan kişilerde, AGA’sı erken evrede olan kişilerde, daha dökülmenin başlangıç evresinde alınacak kök hücreler sayesinde; ilerleyen yaşlardaki şiddetli dökülmelerin önüne geçilebilir ve mevcut dökülme tedavi edilebilir. Bu özelliği sayesinde saç kök hücre tedavisi eşsiz bir tedavi yöntemidir.

 

 


sac_dokulmesi_tedavileri.jpg

SAÇIM NEDEN DÖKÜLÜYOR?

İlk ve en önemli soru bu olmalı… Saç dökülmesinin tedavisini yapabilmemiz için öncelikle neden döküldüğünü bilmemiz gerekir. Saç dökülmesinin birçok sebebi vardır. Bunlardan en önemlisi ise genetik faktörlerdir. Bir kişi genetik olarak saç dökülmesine yatkın ise, özellikle önceden alınacak önlem tedavileri ile mevcut saçların dökülmesi önlenebilir; artık önlenemeyecek derecede dökülme varsa ise daha ileri düzey tedavilere geçilebilir. Genetik dökülme erkeklerdeki en sık dökülme sebebidir. Kadınların büyük kısmında da genetik sebepler vardır ancak kadınlarda vitamin ve mineral eksikliği ve hormonal nedenler de sebepler arasında büyük bir alanı kapsar. Genetik dökülme hem erkeklerde hem de kadınlarda ‘Androgenetik Alopesi ‘ (AGA) olarak adlandırılır . Eğer saç dökülmesinin sebebi AGA ise, izlenecek tedavi adımları da buna göre seçilir.

AGA çeşitli dereceleri vardır. Erken evre olan Evre 1-2-3’de, dökülme tedavisi medikal tedaviler, mezoterapi ve PRP ile yapılabilir. Ancak Evre 4-5-6 gibi ileri evrelere gelindiğinde, tamamen kapalı olan bölgelerin tedavisi ancak saç ekimi ile yapılabilir. Tüm bu tedavi aşamalarının hangisinin ne zaman yapılacağının kararını ise, ancak biz uzman doktorlar verebiliriz.

MEDİKAL TEDAVİLER

Bu tedavilerin başında, şampuan, sprey, köpük ve tablet tedavileri gelir. Şampuan ve özellikle sprey tedavileri bu aşamadaki dökülmelerin neredeyse vazgeçilmezleri arasındadır. Özellikle minoksidil, prokapil maddelerini içeren spreyler çok etkilidir. Sprey kullanımı sıklıkla düzenli olarak her akşam; bazen sabah-akşam ve en az 3 ay olacak şekilde önerilir. İleri düzey ve aktif dökülmelerde tedaviye mutlaka vitamin ve mineral içeren takviye tabletler de eklenir. Özel durumlarda köpük tedavileri de önerilebilir.

MEZOTERAPİ

Mezoterapi, çeşitli vitamin ve mineral içerikli solüsyonların saçlı deriye ortalama 1-2 cm aralıklarla enjeksiyonuna verilen tedavinin ismidir. Bu tedavide kullanılacak solüsyonlar, kişinin saç dökülmesinin düzeyine, tipine ve oranına göre belirlenir. Tedavi ürünü seçildikten sonra dökülmenin hızına göre 1, 2 ya da 3 haftada bir olmak üzere en az 4 seans tedavi uygulanır. Gerekirse seans sayısı daha da arttırılır. Bu tedavinin başarısını arttırmak için sıklıkla destek medikal ürünler de kullanılır.

PRP

PRP tedavisi aslında bir çeşit kök hücre tedavisidir. Özellikle hızlı ve ileri düzey dökülmelerde, kökler henüz kapanmamışsa yapılacak olan PRP tedavisi ile saç dökülmesi durdurulabilir. Ayrıca mevcut güçsüz saçlar güçlenir ve kalınlaşır. Bu sayede çok daha yoğun bir görüntü ortaya çıkar. PRP tedavisinde, kişiden özel tüplere bir miktar kan alınır. Daha sonra bu kan santrifüj edilerek plazma kısmı ayrıştırılır. Plazma kısmı büyüme faktörlerinden zengindir. Bu büyüme faktörleri saçlı deriye enjekte edildiğinde, mevcut kök hücreler uyarılarak saçların güçlenmesini sağlar. PRP tedavisi, saçlı deriye 1-2 cm aralıklarla enjeksiyon şeklinde uygulanır. Bu tedavide saç dökülmesinin düzeyine göre 1-2-3 haftada bir en az 4 seans şeklinde uygulanır. Ayrıca saç ekimi yapılan hastalara ayda bir güçlendirme tedavisi olarak da uygulanır.

MEZOPRP

Mezoprp, mezoterapi ile PRP tedavilerinin kombine edilerek yapılmış halidir. Bu tedavide önemli olan, doktor tarafından uygun oranlarda karışım yapılmasıdır. Bu tedavi özellikle ileri düzey dökülmesi olan kişilerde ve saç ekimi sonrasında tercih edilen bir tedavi yöntemidir.

 

KÖK HÜCRE TEDAVİSİ

Kök hücre tedavisinde, saçlı deriden saç köklerini içeren bir parça alınır. Bu parça özel kök hücre üretim laboratuvarına yollanır. Ayrıca hastadan bir miktar kan alınır. Parça hastanın kanını içeren kültürlerde çoğaltılarak yeni kök hücreler üretilir. Elde edilen bu kök hücreler hastaya enjeksiyon yöntemi ile uygulanır. Bu tedavi 3 ila 4 hafta arayla toplam üç seans yapılır. Ancak hasta isterse, kök hücreler yıllarca laboratuvar ortamında bekletilebilir. Bu sayede hastanın yıllar sonra ihtiyacı halinde tekrar kök hücre tedavisine devam edilebilir.

SAÇ EKİMİ

Saç ekimi tedavisi, artık saç kökleri tamamen kapanmış ve hiç saç çıkmayan bölgelere yapılan bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi ile genetik olarak saçların en güçlü olduğu ense bölgesinden saçlar toplanarak, boşalmış olan bölgelere ekilir. Bu tedavi için en uygun adaylar, 35 yaşın üstünde, genetik dökülmesi olan, ensesinde yeterli yoğunlukta saçı olan ve saçsız alanları yoğun olan kişilerdir. Saç ekimi lokal anestezi ile yapılır. Bir saç ekimi seansı ortalama 5 ila 6 seans sürmektedir. Eğer saçsız alanlar çok geniş ise, bu kişilerde ortalama 8 ay sonrasında ikinci seans saç ekimi yapılır. Saçsız alanlar daha küçük ise, tek seans saç ekimi yeterli olmaktadır. Saç ekimi sonrasında ekilen alanlar üçüncü aydan itibaren yoğunlaşmaya başlar ve ortalama 1 yıl sonra saçlar tama yakın çıkar. Bu tedavide önemli olan doğru hasta seçimi ve doktor kontrolünde yapılıyor olmasıdır.


sivi_kollajen_tedavisi.jpg

Sıvı Kollajen tedavisi nedir?

Sıvı kollajen tedavisi, cildimizin gerek zaman içerisinde gerekse güneşin ve diğer çevresel faktörlerin etkisiyle kaybetmiş olduğu kollajenin takviye edilmesine verilen isimdir. Temelde bu tedavi cildin ‘bio-yenilenme’ tedavisidir.

 

Sıvı kollajen tedavisi nasıl etkili olur?

Sıvı kollajen tedavisi, dermisteki bağ dokusunu arttırır. Bu bölgede eskimiş olan kollajen liflerin yenilenmesini sağlar. Ayrıca yeni kollajen sentezine yardımcı olur. Bu sayede deri yaşlanma bulgularını azaltarak ve deri elastikiyetini arttırarak etkili olur.

 

Sıvı kollajen tedavisi hangi durumlarda yapılır?

Kollajen lifleri derimizin bağ dokusunu içeren dermis tabakasında bulunur. Bu alanda elastin lifler ile beraber cildin daha pürüzsüz, gergin ve canlı görünmesini sağlarlar. 25 yaşından sonra herkes, kollajen liflerinin en değerli kısımlarından yılda ortalama %1 oranında kayıp yaşar. Yani aslında 25 yaşından itibaren cildimiz gerginliğini kaybetmeye başlar. İşte gerginliğini kaybederek gittikçe gevşemiş ciltlerde, cildin pürüzlü bir görüntüye sahip olduğu durumlarda, ciltte çok ince kırışıklıkların olduğu durumlarda sıvı kollajen enjeksiyonu yapılır.

 

Hangi yaş gruplarında etkili olur?

Özellikle 35 yaşından sonra kollajen tedavisi etkili olur. Bu tedavinin üst yaş grubu yoktur. Çünkü 25 yaşından sonra belli oranlarda kollajen kaybı yaşarız ve bu kaybı kimileri çok daha hızlı yaşarken, kimileri daha yavaş yaşar. Bu nedenle bazı kişilere daha genç göründüklerini söyleriz. Bu durumda ince kırışıklıkları yoğun, elastikiyet kaybı yaşayan ve mat bir cilde sahip olan ortalama 35 yaş üstü her yaşa bu uygulama yapılabilir. Ayrıca ameliyat ya da bir yaralanma sonucu oluşan çökük yara izlerinde de kollajen enjeksiyonu yapılabilir.

 

Uygulama nasıl yapılır?

Uygulama ince uçlu iğnelere sahip olan enjektörlerle yapılır. Kişinin uygulama yapılacak olan bölgesine önce lokal anestezi etkili krem sürülerek bekletilir. Sonrasında ince iğne uçlu enjektörlerle yaklaşık 2 cm aralıklarla uygulama yapılır. Uygulama sonrası hafif bir masaj yapılarak kollajenin bağ dokusuna yerleşmesine yardımcı olunur.

 

 

Hangi bölgelere uygulama yapılır?

Sıvı kollajen uygulaması yüz, boyun, dekolte, eller, gevşek deriye sahip olan göbek ve Bacak ile vücudun herhangi bir yerine yerleşmiş atrofik yara izlerine uygulanabilir

 

Toplam kaç seans uygulama yapılır?

Sıvı kollajen enjeksiyonu 2 haftada bir toplam 4 seans olarak uygulanır. Bu tedaviden fayda gören kişilerde idame tedavisi olarak tedaviye 2 ayda bir olmak üzere toplam 4 seans olarak devam edilebilir. Ya da idame tedavisi olarak 6 ayda bir 4 seans uygulama yapılabilir.

 

Uygulama kimlere yapılamaz?

Hamilelere, süt verenlere, otoimmün hastalığı olanlara, kontrolsüz diabeti olanlara, kanser hastalarına ve uygulama yapılacak olan bölgede aktif yarası olan kişilere uygulama yapılamaz.

 

Yan etkisi var mıdır?

Sıvı kollajen tedavisinin enjeksiyona bağlı olan geçici kızarıklık ve ödem gibi etkilerinin dışında hiçbir yan etkisi yoktur. Bu tedavi alerjik reaksiyona neden olmaz.

 

Her mevsim yapılabilir mi?

Bu tedavi yaz da dahil olmak üzere her mevsim yapılabilir. Bu tedavide kollajen enjeksiyon yoluyla dermise verildiğinden, güneşli mevsimlerde yapılmasında bir sakınca yoktur.

 

Etkisi ne zaman ortaya çıkar?

Sıvı kollajen dermise enjekte edildikten 24 ila 48 saat sonra yeni kollajen sentezi başlar. 72 saat sonra bu sentez hızlanır. Yani tedavinin etkisi 3 gün içinde ortaya çıkmaya başlar.

 

Hangi durumlarda hyaluronik asit; hangi durumlarda sıvı kollajen uygulaması yapılmalıdır?

Hyaluronik asit, cildimizin nemlenmesini sağlayan temel yapı taşıdır. Hyaluronik asit ayrıca kollajen sentezine de destek olur. Hyaluronik asit enjeksiyonu; nemsiz kalmış, hafif çökmeleri olan, cildinin parlaklığını kaybetmiş kişilerde tercih edilir.

Sıvı kollajen tedavisi ise daha çok elastikiyet kaybı olan, pürüzlü bir deriye sahip ve ince kırışıklıkları olan kişilerde tercih edilir.


sivi_kollajen_tedavisi_nedir.jpg

Zaman içerisinde yaşlanma ile beraber cildimizde çeşitli değişiklikler olur. Bu değişikliklere bağlı olarak da kırışıklıklar, lekeler, gevşeme, sarkma ve yaşlanma bulguları ile karşı karşıya kalırız.

Cildimizin en üst tabakasında epidermis dediğimiz, bizi dış koşullardan koruyan ve cildimizin su dengesini sağlayan ince bir alan bulunur. Epidermisin altında ise bağ dokumuzun temelini oluşturan, kan ve lenf damarları, sinir uçları ve kıl köklerimizin bulunduğu dermis bulunur. Dermisin altında yağ tabakası ve onun da altında kaslarımız bulunur. İşte zaman içerisinde dermisteki bağ dokumuzda bazı kayıplar yaşarız.

Bağ dokumuzun temelinde kollajen ve elastin lifler vardır. Kollajen lifler cildimizin pürüzsüz, gergin ve kırışıklık olmayan görüntüsünden sorumludur.

Cildimizdeki kollajen sentezini arttırmak için dışarıdan kollajen içeren kremler uygulanabilir. Bu kremler cildin güçlenmesine destek olsa da, ileri düzey kırışıklığı olan kişilerde yetersiz kalırlar. Aynı zamanda gıda desteği olarak da kollajen alınabilir. Bu gıda desteği her yaş grubunda cilde fayda sağlar. Ancak cildimize kollajen desteğini tam olarak vermek istediğimizde, en temel uygulama kollajeni dermis tabakasına enjekte etmektir.

Cildimize enjekte ederek uygulanan kollajen ‘ Heterelog Kollajen Tip 1 ‘ dir. Bu kollajen dermise uygulandığında, öncelikle yeni kollajen sentezini uyarır, kollajen sentezinden sorumlu olan fibroblastları aktifler ve bu fibroblastlardan kollajen tip 3 sentezinin gerçekleşmesini sağlar. Bu sayede bağ dokumuz güçlenir ve derimiz daha gergin, daha az kırışık ve daha pürüzsüz bir görüntü alır.

Kollajen enjeksiyonu için en uygun hasta grubu; ince çizgileri olan, cildinde elastikiyet kaybı olan 35 ila 60 yaş grubu hastalardır. Bazı durumlarda cildin sadece nemlenmesi yeterli olmaktadır: bu durumlarda deri altına hyaluronik asit enjeksiyonu yapılması yeterli olmaktadır.

Kollajen enjeksiyonu yapılabilen bölgeler; yüz, boyun, dekolte, eller ve vücudun gevşek olan karın, bacak gibi bölgeleri ile yara izleridir. Kollajen maddesi aslında ortalama 30 yıldır yara örtüsü olarak çeşitli deri yaralanmalarını iyileştirmek için kullanılmaktadır. Bu nedenle özellikle ameliyat sonrası ya da yaralanmalar sonucu oluşan çökük yara izlerinde de, kollajen enjeksiyonu oldukça iyi sonuçlar vermektedir.

Bu tedavinin yapılamadığı durumlar: gebeler, süt verenler, otoimmün hastalığı olanlar, kontrolsüz diabeti olanlar, aktif yarası olanlar ve kanser hastalarıdır. Bu durumlar dışındaki herkese güvenle yapılabilen bir tedavi yöntemidir.

Sıvı kollajen enjeksiyonu öncesinde, uygulama yapılacak olan bölge anestezi kremi ile uyuşturulur. Daha sonra çok ince iğne uçları olan enjektörlerle, ortalama 2 cm aralıklarla uygulama yapılır. Uygulama sonrasında kişide ortalama 1 saat içinde geçen kızarıklık oluşur. Kişi sosyal hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

Uygulama 2 haftada bir, toplam 4 seans yapılır. Ve ilk seanstan itibaren ciltte sıkılaşma, pürüzsüzleşme gibi değişiklikler gözlenmeye başlanır. Seanslar sonunda hasta ilk görüntüsüne oranla çok daha sağlıklı bir cilde kavuşur. Bu tedaviye devam etmek istersek en az 2 ay ara vermemiz gerekir. Sonrasında tekrar uygulamaları yapılabilir.

Sıvı kollajen tedavisi fraksiyonel lazer, iğneli radyofrekans, dermapen ve kimyasal peeling gibi uygulamalarla kombine edilebilir. Ayrıca yara izi olan hastalarda fraksiyonel lazer ile kombine edildiğinde oldukça iyi sonuçlar elde edilebilir.

Sıvı kollajen tedavisinin herhangi bir yan etkisi yoktur. Alerji oluşturma riski de bulunmamaktadır. Bu sebeple hastalara güvenle uygulayabildiğimiz bir tedavi şeklidir.

Özellikle ince kırışıklıları olan, mat bir cildi olan ve elastikiyet kaybı yaşayan kişilerde, 2 haftada bir toplam 4 seans uygulanacak sıvı kollajen enjeksiyonu tedavisi ile çok başarılı sonuçlar elde edebiliriz. Bu tedavi sonucunda, pürüzsüz, gergin ve çok daha sağlıklı bir cilde sahip olabiliriz…


catlak_tedavisi.jpg

Çatlak Tedavisi

Cilt çatlakları çoğu durumda meydana gelebilen kusurlardan biridir. Genellikle doğum sonrasında kadınların göbek kısımlarında ortaya çıkan çatlaklar hem estetik açıdan kötü bir görünüm oluşturması nedeniyle hem de kişiyi psikolojik olarak etkilemesi nedeniyle sıklıkla çözümü aranan sorunlardan biridir. Çatlak tedavisinde birçok seçenek mevcuttur. Ancak öncelikle çatlakların nasıl ortaya çıktığını anlamak gerekir.

Çatlaklar cilt altında bulunan, aynı zamanda cildin esnekliğini sağlayan elastin ve kollajen adı verilen protein liflerin deforme olmasıyla ortaya çıkar. Kollajen aynı zamanda cildin genç görünmesini de sağlamaktadır. Kollajen ve elastin liflerindeki yırtılmalarla beraber cildin en üst dokusundaki çatlak oluşumları meydana gelmektedir. Çatlaklar genellikle cilt tonundan daha açıktır ve genellikle beyaz renktedir.

Çatlak oluşumu açısından risk altında olan kişiler genellikle liflerin yırtılmasına neden olan durumları yaşayan kişilerdir. Gebelik, hızlı kilo alıp verme, vücut gelişimi sporuyla uğraşmak ve hormon tedavisi gibi durumlara cilt çatlaklarının oluşma riski yüksektir. Cilt çatlakları genellikle karın, göğüs, kollar ve bacak bölgelerinde görülmektedir.

Çatlak Tedavisi Seçenekleri

Cilt çatlaklarının en etkili tedavi yöntemi lazer uygulamalarıdır. Cilt çatlakları için üretilen kremler veya başka tedavi seçenekleri kısa sürelidir ya da yararsızdır. Lazer tedavileri farklı yöntemlerle uygulanabilmektedir. Bu yöntemlerden bazıları şunlardır;

Fraksiyonel Lazer

Fraksiyonel lazer karbondioksit fraksiyonel lazer olarak da bilinmektedir ve cildi yenileyerek çatlakların iyileşmesini sağlamaktadır. Fraksiyonel lazerde yapılan işlem ciltte hasar oluşturarak cildin doğal yenilenme sürecini başlatmaktır. Böylelikle cilt kendini onaracak ve çatlak görünümü de kaybolacaktır.

Lazer Genesis

Lazer genesis uygulamasında erken ve geç dönem cilt çatlaklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Erken dönem cilt çatlaklarının tedavisinde çatlakların renginin açılması söz konusuyken, geç dönemde ise cilt uyarılmakta ve doğal yenilenme süreci başlamaktadır.

 

 


mikro_igne_ile_catlak_tedavisi.jpg

Mikro İğneli Fraksiyonel Radyofrekans yöntemi sivilce ve yara izlerini gidermede, sarkmalarda, cilt gençleştirmede ve cilt çatlaklarını onarmada kolayca kullanılabilen bir yöntemdir.  Fakat üzerinde duracağımız nokta cilt çatlakları. Cilt çatlaklarının kişiyi ne kadar olumsuz etkilediğini söylemeye gerek var mı? Aşırı kilo verme sonrası ya da hamilelik sonrası kişilerin basen ve karnında çatlak oluşumu meydana gelebilir. Peki, altın iğnelerin çatlak tedavisindeki görevi nedir?

Çatlak tedavisinde altın iğneler ciltte küçük delikler açar. Bu delikler cildin onarılmasını tetikler. Bunun sonucunda ise ciltte yenilenme elde edilir. Tüm bunlar gerçekleşirken cildin altına verilen radyo frekans enerjisi 60 derecelik bir ısı ile cildin altını ısıtır. Isınmanın etkisi ile kollajen lifler kısalır. Bu durum ise cildin sıkılaşmasını ve toparlanmasını sağlar. Bu ısınma cildin onarılmasını da sağladığı için çatlak tedavisinde etkili bir rol oynar.  Bu sistemin etkileri çatlaklara yapılan uygulamanın hemen sonrasında görülebilir. Uygulamanın hemen sonrasında tazelenmiş ve sıkılaşmış bir cilt ortaya yavaş yavaş çıkmaya başlamış olsa bile etkinin tamamını görebilmek için 3. haftayı beklemek gerekir. Seanslar 4 ila 5 hafta aralıklar ile yapılır. Toplam 3 ila 5 seans etkiyi görebilmek için yeterlidir. Uygulama sonrası ciltte hafif kızarıklıklar ve şişlikler görülebilir. Ertesi gün geçecek bir problem olduğu için bunu dert etmeniz gerekmez. Isınmaya bağlı olarak cildinizde kuruma gözlemlenebilir. Bu durum için ise nemlendirici kullanmanız yeterli olacaktır. Mikro İğneli Fraksiyonel Radyo Frekans sistemi diğer cilt yenileme yöntemlerine göre bazı avantajlara sahiptir. Bunlardan en önemlisi yaz aylarında bile güven ile uygulanabiliyor olmasıdır. Çünkü uygulama sonrasındaki süreçte güneşe maruz kaldığınızda lazerde olduğu gibi ciltte lekelenmeler meydana gelmez. İşlem sonrası kabuklanma sadece hassas ciltlerde meydana gelen bir durumdur ve hemen geçen bir durumdur. Bunun dışında işlemin bilinen herhangi bir yan etkisi kesinlikle yoktur. Uygulama aşağıda sayılan durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır;

 Herpes (uçuk) durumu

  • Uygulama yapılacak bölgede aktif enfeksiyon
  • Hamilelik
  • Kalp pili
  • Kanser
  • Epilepsi gibi durumlarda uygulanmaz.

Bunun dışında Fraksiyonel radyofrekans 16 yaşın üzerindeki herkese uygulanabilir. Uygulama öncesi özel ağrı kesici kremler cilde uygulandığı için işlem esnasında ağrı oluşumu engellenir. İşlem sonrası hafif bir yanma hissi duyulabilir. Fakat bu durum da özel sakinleştirici kremler ile önlenebilir.

Sizin de muzdarip olduğunuz çatlaklarınız var ise bu yönteme gönül rahatlığıyla güvenebilir ve kendinizi doktorunuzun tecrübeli ellerine bırakabilirsiniz. Son derece yenilenmiş hissedeceğinizi unutmayın!


fazla_kilolarindan_temazsiz_incelme.jpg

Fazla kilolar hangi yaşta olunursa olunsun kişilere dert olmuştur ve en çok uğraş verilen konular arasında yer alır. Dolayısıyla her geçen yıl teknoloji bölgesel zayıflama tekniklerine bir yenisini daha ekliyor. Biz doktorlar olarak hastalarımızı mutlu etmek adına gelişen bütün teknolojileri yakından takip ediyor ve öğreniyoruz. Şimdi onlardan biri olan temassız incelmeyi sizlere anlatacağım; BTL Vanquish Me Mucizesi.

Bu sistemin en büyük özelliği hastaya temas etmeksizin etki edebiliyor olmasıdır. Bu şekilde çalışan ilk ve tek sistemdir. Üstelik bu sistem patentli bir sistemdir. Selektif radyofrekans adı ile de anılır. Selektif radyofrekans yöntemi ile radyo dalgaları direkt olarak yağ dokusunu hedeflemektedir. Yağ hücrelerinin ve yağ dokusunun çapında azalma meydana getirir. Dolaşım sistemi ile fazla olan yağ miktarı azaltılmaktadır. Burada hedeflenen yağ dokusu diyerek bahsettiğimiz doku, kas üzerinde gereğinden fazla olarak birikmiş ve fiziksel anlamda kişide fazla kilolu bir görüntüye neden olan tabakalaşmış yağ dokusudur. BTL Vanquish Me Mucizesi 53 ülkede uygulanan ve başarı elde edilen bir teknolojidir. Yapılan çalışmalar sonucunda ultrason ile ölçülen yağ tabakasında ortalama 5 ila 13 santimetreye kadar yağ dokusunda incelme sağladığı tespit edilmiştir. Bu anlamda etkinliği konusunda güvenilir olan bir cihazdır. Yöntem karında, bel ve çevresinde, iç bacak ve basenlerde, koldaki bölgesel yağlanmaların mevcut olduğu kısımlarda kolayca uygulanabilir. Her bir bölge için ayrı bir seans gerektirmez. Tek seansta ihtiyaç olan bütün bölgelere uygulanabilir. Uygulama bölgesinin genişliğine göre uygulama süresi değişiklik gösterip yaklaşık 30 ila 45 dakika arasında değişiklik gösterebilir. Uygulama haftada 1 seans olarak uygulanır ve toplam 4 seansta yapılmaktadır. Uygulama ilk seanstan itibaren etkilerini göstermeye başlasa bile tam olarak etkisini gözle görebilmemiz seansların bitmesinin ardından geçen 1. ayda gerçekleşir. Uygulamanın önemli özelliklerinden birisi de; uygulamanın hiçbir acı ya da ağrı hissine neden olmamasıdır. Vücuduna radyofrekans iletilen kişiler sadece tenlerinde bir ısınma hissi ile karşı karşıya kalırlar. Cihazın hasta vücuduna hiçbir temasının olmaması ve verdiği sıcaklıktan dolayı hastalar bir uyku haline geçebilmektedirler.  Uygulamanın FDA tarafından onaylanmış bir uygulama olduğunu da belirtmek gerekir.

Özetlemek gerekirse güvenli bir şekilde ağrısız ve acısız fazla kilolarınızdan kurtulmanızın sırrı, temassız incelme yönteminde gizli. Veremediğiniz kiloları artık dert etmenize gerek yok.



© Copyright 2007 – 2019 | Dermatolog Dr. İ.Öykü Çelen | Tüm Hakları Saklıdır.



© Copyright 2007 – 2019 | Dermatolog Dr. İ.Öykü Çelen | Tüm Hakları Saklıdır.